Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Sermaye piyasalarımızı güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdüreceğiz"
Перевод на Русский ещё не готов; показан оригинал.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi ile 2025 yılı Sayıştay raporlarının görüşme takvimini belirlemek üzere AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplandı. Komisyonda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından bütçe sürecine ilişkin sunum gerçekleştirildi.
2027 yılı bütçemiz dayanıklılık, refah ve dönüşüm bütçesidir
Burada konuşan Yılmaz, 2027 yılı bütçesinin AK Parti hükümetlerinin hazırladığı 25’inci, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ise 9’uncu bütçesi olduğunu hatırlatarak, bütçenin Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda hazırlanan 4’üncü bütçe olduğunu ifade etti. Son çeyrek asırda elde edilen ekonomik ve sosyal kazanımların temelinde siyasi istikrarın, güven ortamının ve milletin desteğinin bulunduğunu kaydeden Yılmaz, "Vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını ve ülkemizin orta ve uzun vadeli hedeflerini esas alarak hazırladığımız 2027 yılı bütçesi, bir ‘Dayanıklılık, Refah ve Dönüşüm’ bütçesidir. Temel yaklaşımımız dünyanın içinde bulunduğu çoklu krizlere ve çevremizde gelişen hadiselere karşı, ekonomik ve sosyal dayanıklılığımızı daha da güçlendirmektir. Ekonomik dayanıklılık kapsamında makroekonomik istikrarı korumayı, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat kapasitemizi geliştirmeyi, ekonomimizin dış şoklara karşı direncini artırmayı hedefliyoruz. Sosyal dayanıklılık kapsamında ise toplumsal birliğimizi daha da pekiştirmeyi, vatandaşlarımızın değişen şartlar karşısında refahını ve fırsatlara eşit erişimini desteklemeyi, ekonomik kazanımların toplumun tüm kesimlerine adil biçimde yansımasını gözetiyoruz" açıklamasında bulundu.
Bütçenin Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program ile uyumlu hazırlandığını belirten Yılmaz, kaynakların öncelikli alanlara yönlendirilmesi, üretken kapasitenin artırılması, beşeri sermayenin güçlendirilmesi ve kamu hizmetlerinin niteliğinin yükseltilmesinin öncelikler arasında yer aldığını ifade etti. Kadınlar, gençler, çocuklar, yaşlılar, engelli vatandaşlar, işçiler, memurlar, çiftçiler, esnaf, sanayiciler ve emeklilerin ihtiyaçlarının gözetileceğini kaydeden Yılmaz, sosyal politikaların ekonomi programının tamamlayıcı unsuru olarak ele alındığını söyledi.
Dünya ekonomisi 2026 yılında yüzde 3,1 büyüyecek
Dünya ekonomisinin jeopolitik çatışmaların derinleştiği, ticari gerilimlerin arttığı ve ekonomik ilişkilerin yeniden şekillendiği zorlu bir dönemden geçtiğini aktaran Yılmaz, teknoloji yatırımlarının küresel ekonomik faaliyeti desteklemeye devam ettiğini ancak enerji maliyetleri, finansman şartları ve tedarik zincirlerindeki kırılganlıkların risk oluşturduğunu kaydetti. 2025 yılında yüzde 3,5 büyüyen dünya ekonomisinin 2026 yılında yüzde 3,1 büyümesinin beklendiğini aktaran Yılmaz, 2027 yılında ise küresel büyümenin yüzde 3,4’e yükselmesinin öngörüldüğünü bildirdi. Yapay zeka odaklı teknoloji yatırımlarının küresel büyümenin temel itici güçlerinden biri olduğunu belirten Yılmaz, ticaret politikalarındaki belirsizliklerin ve ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabetin küresel ticaret üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etti. ABD ve İsrail ile İran arasında başlayan savaşın ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının enerji arzında şoka neden olduğunu kaydeden Yılmaz, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde yaşanan aksamaların maliyetleri artırdığını söyledi. Enerji maliyetlerindeki yükselişin küresel enflasyon üzerinde yeniden baskı oluşturduğunu belirten Yılmaz, küresel enflasyonun 2026 yılında yüzde 4,7’ye yükselmesinin, 2027 yılında ise yüzde 4,1’e gerilemesinin tahmin edildiğini bildirdi.
Bölgesel istikrarın önemine dikkati çeken Yılmaz, Türkiye’nin barış ve diplomasi odaklı yaklaşımını sürdüreceğini belirterek, "Son dönemde yaşanan gelişmeler, bölgesel istikrarın yalnızca bir güvenlik meselesi olmadığını, aynı zamanda küresel refahın da temel şartı olduğunu açıkça göstermiştir. Kritik bir boğazda yaşanan aksamanın enerji fiyatlarından enflasyona, ticaretten finansal şartlara kadar dünya ekonomisini derinden etkileyebildiği bir dönemde gerilimlerin müzakere yoluyla çözülmesi tüm ülkelerin ortak menfaatinedir" diye konuştu.
Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi projelerin tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artıracağını belirten Yılmaz, Türk dünyası ve Orta Doğu ekseninde geliştirilecek ortaklıkların ticaret, lojistik ve ekonomik bağlantısallık açısından önem taşıdığını ifade etti.
Türkiye ekonomisi 24 çeyrektir kesintisiz büyüyor
Türkiye ekonomisinin küresel belirsizliklere rağmen büyüme sürecini sürdürdüğünü belirten Yılmaz, "Kovid-19 salgınıyla başlayan süreçte jeopolitik çatışmalar, enerji ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar ve tedarik zinciri aksaklıklarıyla süregelen zorlu küresel ortamda son olarak ABD/İsrail-İran Savaşı’nın oluşturduğu ilave belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisi büyüme sürecini 24 çeyrektir kesintisiz sürdürerek, küresel ekonomide olumlu yönde ayrışmaya devam etmiştir. Dünya ekonomisi 2020-2025 döneminde birikimli olarak yüzde 19,3 oranında büyüme kaydederken, Türkiye ekonomisi aynı dönemde birikimli olarak yüzde 35,3 oranında büyümüştür. Yıllık ortalama büyüme açısından bakıldığında ise küresel büyüme yüzde 3 oranında gerçekleşirken, Türkiye’nin büyüme performansı yüzde 5,2 ile dünya ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşerek, ülkemizin güçlü kalkınma kapasitesini ve sürdürülebilir büyüme vizyonunu açık bir biçimde ortaya koymuştur" diye konuştu.
Türkiye’nin milli gelirinin Cumhuriyet’in 100’üncü yılında ilk kez 1 trilyon dolar sınırını aştığını, 2025 yılında ise 1,6 trilyon dolar seviyesini geçtiğini belirten Yılmaz, ülkenin 2026 yılında dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olmasının beklendiğini bildirdi. Yılmaz, satın alma gücü paritesine göre Türkiye’nin dünyanın 11’inci, Avrupa’nın ise 4’üncü büyük ekonomisi olma konumunu sürdürmesinin öngörüldüğünü aktardı.
2026 sonunda milli gelir 1,8 trilyon doları aşacak
Orta Vadeli Program kapsamında 2026 yılı büyüme tahmininin yüzde 3,3 olarak güncellendiğini belirten Yılmaz, 2027 yılında yüzde 4,2, 2028 yılında yüzde 4,6 ve program dönemi sonunda yüzde 5 büyüme hedeflendiğini bildirdi. Verimlilik artışlarını merkeze alan politikalarla potansiyel büyüme oranının yaklaşık 0,5 puan artırılmasının amaçlandığını ifade eden Yılmaz, "Program döneminde verimlilik artışlarını merkeze alan politikalarla potansiyel büyüme oranının yaklaşık 0,5 puan yükseltilmesi ile büyümenin 2027 yılında yüzde 4,2, 2028 yılında yüzde 4,6 ve program dönemi sonunda yüzde 5 seviyesine ulaşması hedeflenmektedir. 2026 yılını tamamlarken Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır bir biçimde üç tarihî eşiği birlikte geride bırakmayı öngörmekteyiz. 2026 yılı sonunda millî gelirimizin ilk kez 1,8 trilyon doların üzerine çıkması, kişi başına gelirin ilk defa 20 bin doları aşması ve ülkemizin yüksek gelir grubu için belirlenen eşiğin üzerinde yer alması beklenmektedir. Program dönemi içinde 2028 yılında ise millî gelirimizin 2 trilyon dolar sınırını geride bırakması öngörülmektedir" diye konuştu.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri ortalama kişi başı milli gelirine yaklaşması sürecinin devam ettiğini kaydeden Yılmaz, Türkiye’nin kişi başına milli gelirinin AB ortalamasına oranının 2002 yılında yüzde 38,3 iken, 2025 yılında yüzde 67,4’e yükseldiğini, bu oranın 2026 yılında yüzde 68,8’e, 2027 yılında ise yüzde 70,4’e ulaşmasının beklendiğini belirtti.
İşsizlik oranı 14 çeyrektir tek hanede
İşgücü piyasasındaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, küresel belirsizliklere ve enflasyonla mücadele sürecine rağmen işsizlik oranlarının olumlu seyrini sürdürdüğünü ifade ederek, "Son dönemde işsizlik oranları, küresel belirsizlikler ve enflasyonla mücadele sürecine rağmen olumlu bir seyir izlemektedir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik oranı on dört çeyrektir tek haneli seviyesini koruyarak 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 7,9 olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde istihdam 155 bin kişi artmıştır" dedi.
Orta Vadeli Program döneminde yıllık ortalama 711 bin ilave istihdam sağlanmasının hedeflendiğini kaydeden Yılmaz, kadınların işgücüne katılımını artıracak bakım hizmetleri, gençlere yönelik aktif işgücü programları, mesleki ve teknik eğitimin yenilenmesi ile yeşil ve dijital dönüşümün gerektirdiği becerilerin kazandırılmasına yönelik çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti. Enflasyonla mücadelede para, maliye ve gelirler politikaları arasındaki eş güdümün devam ettiğini belirten Yılmaz, Türk lirasındaki görece istikrarlı seyrin maliyet baskılarının sınırlanmasına katkı sağladığını söyledi. 2026 yılında uygulanan eşel mobil sistemiyle uluslararası petrol fiyatları ve döviz kurundan kaynaklanan akaryakıt maliyet artışlarının tüketici fiyatlarına yansımasının hafifletildiğini aktardı. Orta Doğu’daki savaşın enerji ve emtia fiyatları üzerinden dezenflasyon sürecine ilave baskı oluşturduğunu belirten Yılmaz, söz konusu gelişmelerin enflasyon üzerinde yaklaşık 7 puanlık yukarı yönlü etkisinin olabileceğini ifade etti. Yılmaz, bu etkinin yaklaşık 5 puanının enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki artışların doğrudan ve dolaylı maliyet yansımalarından kaynaklandığının tahmin edildiğini kaydetti.
Enflasyonu 2027 sonunda yüzde 21’e düşürmeyi hedefliyoruz
Eylül 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 29,7 olarak gerçekleştiğini bildiren Yılmaz, "2026 yıl sonunda yüzde 28,4 olarak tahmin edilen tüketici fiyat artışının 2027 yıl sonu itibarıyla yüzde 21’e gerilemesini hedefliyoruz. Tek haneli enflasyon oranlarına kalıcı biçimde ulaşana kadar kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz" dedi.
İhracat 283,7 milyar dolarla tarihi zirveye çıktı
Türkiye’nin ihracat performansına ilişkin verileri paylaşan Yılmaz, 2025 yılında ihracatın yüzde 4,4 artarak 273,2 milyar dolara ulaştığını ve Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesinin kaydedildiğini bildirdi. 2026 yılının Ocak-Eylül döneminde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 artarak 211 milyar dolara yükseldiğini belirten Yılmaz, eylül ayında yüzde 15,4 artışla 26 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini ifade etti. Böylece yıllıklandırılmış ihracatın 283,7 milyar dolara ulaştığını kaydeden Yılmaz, bu rakamın 2026 yılı için belirlenen 282 milyar dolarlık Orta Vadeli Program hedefini aştığını bildirdi. Aynı dönemde elektrikli makine ve cihaz ihracatının yüzde 17,2 artarak 15 milyar dolara, savunma sanayisi ihracatının ise yüzde 15,6 artışla 6,9 milyar dolara ulaştığını belirten Yılmaz, savunma sanayisinin yıllıklandırılmış ihracatının eylül itibarıyla 10,9 milyar dolara yükseldiğini ifade etti.
Cari açığın milli gelire oranı 2027’de yüzde 1,9 olacak
İthalat tarafında iç talepteki dengelenmenin etkili olduğunu belirten Yılmaz, ocak-eylül döneminde enerji hariç ithalat artışının yüzde 3,5 ile sınırlı kaldığını bildirdi. Aynı dönemde tüketim malı ithalatının yüzde 6, altın ithalatının ise yüzde 32,2 gerilediğini kaydeden Yılmaz, eylül ayında enerji hariç dış ticaret dengesinin fazla verdiğini ve enerji hariç ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 100,3’e yükseldiğini söyledi. 2025 yılında 365,4 milyar dolar olarak gerçekleşen ithalatın, enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle 2026 yılında 387 milyar dolar, 2027 yılında ise 397 milyar dolar olmasının öngörüldüğünü belirten Yılmaz, hizmet gelirlerinin dış dengenin güçlü dayanaklarından biri olduğunu vurguladı. 2025 yılında hizmet ihracatının yüzde 6,5 artarak 124,9 milyar dolara ulaştığını kaydeden Yılmaz, turizm gelirlerinin aynı yıl 64,4 milyar dolarla rekor kırdığını ifade etti. Yılmaz, bölgedeki olumsuz gelişmelere rağmen 2026 yılında turizm gelirlerinin 65 milyar dolar civarında gerçekleşmesinin beklendiğini aktardı. Cari açığa ilişkin de konuşan Yılmaz, "Olumsuz şartların geçici etkisi ile cari açığımız 2026’da yüzde 2,6 seviyesine çıkacaktır. Bu oranın tarihi ortalamalarımız çerçevesinde yönetilebilir seviyede olduğunu görüyoruz. Bu gelişmelerle birlikte, enerji ve emtia fiyatlarındaki yükselişe karşın cari işlemler açığının millî gelire oranının 2027 yılında yüzde 1,9 ile tarihi ortalamasının altında kalmasını öngörüyoruz. Program dönemi sonunda bu oranın yüzde 1,6’ya gerilemesini bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
Yatırımcı güveninin güçlendirilmesine yönelik adımlarımızı sürdüreceğiz
Yatırım fonları piyasasında yaşanan gelişmelerin finansal sistemin sınırlı bir alanında ortaya çıktığını vurgulayan Yılmaz, "Gerekli idari ve adli tedbirler alınmış, sorunlu fonların tasfiye süreci başlatılmış ve yatırımcı haklarının korunarak riskin piyasanın diğer kesimlerine yayılmasının önlenmesi hedeflenmiştir. Başkanlığını yaptığım Fon Koordinasyon Kurulu, ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde yoğun mesaisini sürdürmektedir. Bugüne kadar 6 toplantı gerçekleştirilmiştir. Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilmiştir. Söz konusu kanun teklifiyle Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından tasfiyesi tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların mal varlıklarından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararlarının sorumlularından tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahiplerine ödenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanmıştır" diye konuştu.
Terörün ülkemize maliyeti 2,3 trilyon dolar
Türkiye’nin son 40 yılda terör nedeniyle önemli ekonomik ve sosyal kayıplar yaşadığını belirten Yılmaz, terörün yatırım kapasitesini, bölgesel kalkınmayı ve büyüme potansiyelini olumsuz etkilediğini ifade etti. Yılmaz, "Terör nedeniyle artan risk ve belirsizlik ortamı ekonomik faaliyetleri zayıflatırken kamu kaynaklarının üretim, eğitim, sağlık ve altyapı gibi kalkınmayı destekleyen alanlara yönlendirilmesini de güçleştirmiştir. Terör, yalnızca bugünün ekonomik kayıplarına değil, ülkemizin uzun vadeli kalkınma hedeflerine ve refah artışına da zarar vermiş olup ülkemize doğrudan ve dolaylı maliyetinin 2,3 trilyon dolar seviyesinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu bakımdan, hükûmetimiz döneminde hayata geçirdiğimiz Terörsüz Türkiye hedefi, bugüne kadar terörün ülkemizde yol açtığı maliyetlerin ortadan kaldırılması ve kaynaklarımızın yatırıma, istihdama, üretime, ihracata ve kalkınmaya daha güçlü biçimde yönlendirilmesi açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Kanun teklifinin yasalaşmasıyla hızla ön ödemelere başlamayı öngörüyoruz. Benzer sorunların tekrar yaşanmaması için bağımsız otoritelerce alınan çok yönlü idari ve adli tedbirlerin ve yapılan uygulamaların yanı sıra yapısal unsurları içeren kanuni düzenleme hazırlıkları da devam etmektedir. Fon piyasalarında yaşanan sorunlarla ilgili kurum ve yetkililerin incelenmesi ve soruşturulması için Sayın Cumhurbaşkanı’mız tarafından görevlendirilen Devlet Denetleme Kurulu çalışmalarının da geleceğe yönelik atılacak adımlara ışık tutacağını değerlendiriyoruz" ifadelerini kullandı.
Yılmaz, 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nde bütçe giderlerinin 27 trilyon 276 milyar lira, bütçe gelirlerinin ise 23 trilyon 408 milyar lira olacağını ön gördüklerini ifade ederek, "3 trilyon 868 milyar lira olarak tahmin edilen bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranının ise yüzde 3,5 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Deprem nedeniyle bütçe açıklarında yaşanan arızi artış sonrasında, bütçe açığını yeniden Hükümetlerimiz dönemindeki ortalama seviyeye yaklaştırıyoruz" dedi.
Yılmaz, 2027 yılı bütçe ödeneklerinin ekonomik sınıflandırmaya göre personel giderleri 7 trilyon 117 milyar lira, mal ve hizmet alım giderleri 2 trilyon 184 milyar lira, cari transferler 10 trilyon 240 milyar lira, sermaye giderleri 1 trilyon 855 milyar lira, sermaye transferleri 750 milyar lira, borç verme giderleri 613 milyar lira, yedek ödenekler 542 milyar lira, faiz giderleri 3 trilyon 975 milyar lira olarak dağıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bu çerçevede düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarını ihtiyaç duyulan alanlarda güçlendireceklerini, yatırımcının hakkını daha güçlü bir şekilde koruyan, güvenilir ve etkin bir piyasa yapısını geliştirme anlayışıyla Sermaye Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin hazırlıklarını sürdürdüklerini söyledi. Yapılacak düzenlemelerle yatırımcıların daha etkin korunması, kurumsal kapasitelerin artırılması, SPK’nin erken müdahale yetkilerinin güçlendirilmesi ve sermaye piyasalarındaki ihlallere yönelik yaptırımların caydırıcılığının artırılmasını amaçladıklarını dile getiren Yılmaz, "Güçlü makroekonomik temellerimiz ve kararlı politika çerçevemiz, finansal piyasalardaki herhangi bir dalgalanmanın reel ekonomiye etkilerini sınırlamaktadır. Bu doğrultuda sermaye piyasalarımızın derinliğinin artırılması, finansal sistemimizin sağlamlığının pekiştirilmesi ve yatırımcı güveninin güçlendirilmesine yönelik adımlarımızı sürdüreceğiz. Finansal istikrarı güçlendiren, ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını artıran ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen politikaların kararlılıkla uygulanmasına devam edeceğiz. Kalkınma politikalarımızın son derece değerli bir unsuru olarak gördüğümüz sermaye piyasalarımızı güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdüreceğiz. Yatırımcı ile manipülatörü birbirine karıştırmadan titiz bir şekilde adli ve idari süreçleri hayata geçiriyoruz, geçirmeye devam edeceğiz. İnanıyorum ki mevcut sorunların aşılması ile sermaye piyasalarımız yoluna çok daha güçlü bir şekilde devam edecek, yatırımcılarına da ülke ekonomisine de kazandıracaktır" dedi.
2027 yılında sosyal konut finansmanının desteklenmesi amacıyla 250 milyar lira kaynak ayırdık
Sosyal devlet ilkesiyle ülkenin sahip olduğu refahı toplumun tüm katmanlarını yaymaya kararlı olduklarının da altını çizen Yılmaz, şu ifadelere yer verdi:
"Dünyanın en iyi işleyen, en kuşatıcı sosyal destek sistemine sahip ülkelerinden biri olarak sosyal yardım bütçesini, 2027 yılında 1 trilyon 341 milyar liraya çıkarıyoruz. Bu tutar bütçemizin yüzde 4,9’una denk gelmektedir. 2002 yılında yüzde 0,4 olan sosyal yardım ve desteklerin GSYH’ya oranını 2027 yılında yüzde 1,2’ye yükseltiyoruz. 2027 yılında sosyal konut finansmanının desteklenmesi amacıyla 250 milyar lira, ödeme gücü olmayan vatandaşlarımızın sağlık primi giderlerini karşılamak amacıyla 186 milyar lira, 65 yaş üstü yaşlılarımız, bakıma ihtiyacı olan engelli vatandaşlarımız ve yakınlarına bağlanan aylıklar kapsamında 132 milyar lira, engelli vatandaşlarımızın evde bakımına destek amacıyla 109 milyar lira, engelli vatandaşlarımızın eğitim desteği için 90 milyar lira, doğum yardımı ödemeleri için 84 milyar lira, ekonomik yoksunluk içinde olan çocuklarımızın aileleri yanında yetişmelerine imkân sağlayan sosyal ve ekonomik destek ödemeleri için 29 milyar lira, koruyucu aile uygulaması kapsamında yaklaşık 4 milyar lira kaynak ayırdık."
Elektrik ve doğal gaz desteği
Vatandaşların elektrik ve doğal gazı daha ucuza kullanabilmeleri için 2027 yılı bütçesinde yüzde 62 artışla 605 milyar lira kaynak öngördüklerini dikkati çeken Yılmaz, ekim ayında mesken aboneleri için düşük kademede doğal gazda yüzde 56, elektrikte düşük kademede yüzde 53 oranında faturalarda devlet desteği sağlandığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2022 yılı Ocak ayı itibarıyla asgari ücrete kadar tüm çalışanlarının ücretlerinin vergi dışı tutulduğunu, dolayısıyla bu imkandan tüm çalışanların yararlandığını vurgulayarak, 2027 yılında 1 trilyon 460 milyar lira vergi istisnası öngördüklerini aktardı.
Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na 2027 yılında 3 trilyon 454 milyar lira ödenek öngörülmekte"
Milli Savunma Bakanlığı bütçesinde savunma harcamalarının önemli bir kısmını oluşturan silah, mühimmat, silah sistemleri ve diğer savunma araçları alımlarına ilişkin ödeneklerde yüzde 229 artış yapıldığını belirten Yılmaz, "Savunma ve güvenlik birimleri için, Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na ayrılan kaynak da dâhil edildiğinde 2027 yılında 3 trilyon 454 milyar lira ödenek öngörülmekte olup söz konusu tutar merkezi yönetim bütçe büyüklüğünün yüzde 12,7’sine karşılık gelmektedir" açıklamasında bulundu.
Savunma-güvenlik sektörüne ayrılan kaynaklar ve yerli savunma sanayii paydaşlarının kararlılığı ile 2002 yılında yalnızca 62 olan savunma proje sayısının bin 500’e yaklaştığını kaydeden Yılmaz, ihale süreci devam eden savunma projelerinin de göz önüne alındığında yaklaşık 100 milyar doların üzerinde proje hacmine ulaşıldığını ifade etti.
2027 yılında depreme dayanıklı şehirlerin inşası için toplam 769 milyar lira kaynak ayırıyoruz
Yılmaz, 2023-2026 döneminde deprem bölgesinin ihyası için güncel fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcama yapmış olacaklarını belirterek, "2027 yılı bütçemizde afet risklerinin azaltılması, depremlerin yol açtığı hasarların süratle giderilmesi ve deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın ihtiyaçları ve depreme dayanıklı şehirlerin inşası için toplam 769 milyar lira kaynak ayırıyoruz. Deprem hariç bütçe açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 2,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörmekteyiz. Deprem harcamalarının tamamlanmasıyla bütçemizde oluşacak mali alan ve bütçe imkanlarımız dahilinde sosyal refahın ve ülkemizin üretim kapasitesinin artırılması için ilave kaynaklar tahsis etme gayretinde olacağız" şeklinde konuştu.
"Sosyal konut finansmanını desteklemek amacıyla 2027 yılı bütçesinde, bir önceki yıla oranla yüzde 150 artışla 250 milyar lira kaynak ayırdık"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 81 ili kapsayan 500 bin sosyal konut kampanyasının açıklandığını ve çekilen kuralar neticesinde hak sahiplerinin belirlendiğini hatırlatan Yılmaz, "Bu konutların büyük kısmının planlama ve projelendirme çalışmaları hızla devam etmekte olup, ihale süreçlerine de başlanmıştır. Bu kapsamda sosyal konut finansmanını desteklemek amacıyla 2027 yılı bütçesinde bir önceki yıla oranla yüzde 150 artışla 250 milyar lira kaynak ayırdık. Diğer taraftan yaşanan kira baskısını azaltmak ve vatandaşlarımızın konuta erişimini kolaylaştırmak amacıyla ilk kez kiralık sosyal konut modelini hayata geçirdik. 15 bin kiralık konut projesiyle İstanbul’da ilk etapta yapımı tamamlanan ilk bin 71 konut için başvurular eylül ayında toplanmıştır. Konutlardan yararlanacak vatandaşlarımız kriterlere uygun kişiler arasından kura usulüyle belirlenecektir" dedi.
Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:
"En düşük devlet memuru aylığı, 2026 yılı Temmuz ayı itibarıyla 70 bin 224 liraya yükseltilmiştir. Temmuz ayı itibarıyla 2002 yılına göre reel artış yüzde 281 olmuştur. En düşük emekli aylığı 2026 yılı Ocak ayında 20 bin liraya çıkartılmış olup, bu tutar temmuz itibarıyla da 23 bin 552 liraya yükseltilmiştir. En düşük Tarım Bağ-Kur emekli aylığı 2026 yılı Temmuz ayı itibarıyla 23 bin 552 liraya yükseltilmiş olup, 2002 yılına göre reel artış yüzde 661 olmuştur."
Yapay zekâ destekli ve birçok yabancı dilde.

Комментарии
0 комментариевПока нет комментариев. Будьте первым.
















