Sorun Ürünler Mi, Susturma Düzeni Mi?
Перевод на Русский ещё не готов; показан оригинал.
Bir kayyum düşünün…
Gördüklerine, duyduklarına ve bildiklerine daha fazla dayanamayarak yaşamına son veriyor. Ardında bıraktığı notta ise yalnızca şu kelimeler yer alıyor:
“Çok fazla kötülük var.”
Aslında mesele tam olarak bu da değil.
Çünkü bu dünyada kötülük hep vardı.
Asıl mesele; o kötülüklerin ortaya çıkmaması adına kurulan o devasa baskı düzeni.
Bugün sosyal medyada sadece birkaç soru soran, ürün etiketlerini inceleyen, “Bu ürün gerçekten anlatıldığı gibi mi?” diye sorgulayan herkes ne yazık ki aynı duvara çarpıyor: Tehdit, baskı, susturma çabası ve bir sopa gibi sallanan dava tehditleri...
Ne kadar ilginç, değil mi?
Bir ürün piyasaya çıkıyor.
“İştah açıyor”, “kilo aldırıyor”, “çocuğu toparlıyor” vaatleriyle pazarlanıyor. Reklam videolarında adeta umut satılıyor ve insanların çaresizliği ticarete dönüştürülüyor.
Ama biri çıkıp da haklı olarak, “Bu etkinin bilimsel dayanağı nedir?” diye sorunca bir anda suçlu ilan ediliyor.
Şimdi benim hakkımda da “haksız rekabet” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyorlarmış.
Peki, şimdi ben soruyorum:
Sizler abartılı ve gerçeği tartışmalı reklamlarla insanları yanlış yönlendirirken bu haksız rekabet olmuyor da; ben sadece ürünün içindekiler kısmını paylaşıp soru sorunca mı haksız rekabet oluyor?
Bir ürün resmen reçel kategorisinde üretiliyor ama halka “iştah açar, kilo aldırır” diye tanıtılıyor.
Hangimiz evde çocuğuna reçeli kaşık kaşık yedirip de ondan bir tedavi etkisi bekliyor?
İçeriğinde propolis, balık yağı ve üzerlik olduğu söyleniyor.
Peki, gerçekten etkiyi sağlayanlar bunlar mı?
Yoksa arkada açıklanmayan, gizlenen başka bir içerik mi var?
Eğer gizli bir şey yoksa, mesele aslında çok basit:
Gidin, analiz yaptırın.
Sonuçları şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşın.
Üretim yerlerinizi halka açıp gösterin.
Toplumun haklı sorularına bilimsel ve net cevaplar verin.
Ama bunlar yapılmıyor.
Onun yerine ne mi yapılıyor?
“Videoyu kaldır.”
“Mahkemeye veririz.”
“Hesabını kapattırırız.”
“Ailenin huzuru kalmaz.”
İşte bu kurulan cümleler, aslında arkadaki her şeyi açıkça özetliyor.
Çünkü mesele halk sağlığı olduğunda derin bir sessizliğe bürünenler, mesele sorgulanmak olunca bir anda kendilerini çok güçlü hissediyorlar.
Ben artık şu gerçeği çok net anladım:
Bu ülkede sorun sadece bazı ürünlerin kendisi değil.
Asıl sorun; soru soran herkesin doğrudan hedef haline getirilmesi.
Geçmişte hep “Neden kimse konuşmuyor?” diye hayıflanırdım.
Meğer konuşanlar, ses çıkaranlar olmuş...
Ama kimisi korkutulmuş, kimisi susturulmuş, kimisi de yapayalnız bırakılmış.
Bugün geldiğimiz noktada insanlar artık ürünlerin kalitesinden çok, o ürünleri sorgulamanın ödeteceği bedelden korkar hale geldi.
Oysa bir gazetecinin, bir vatandaşın, bir annenin ya da herhangi bir tüketicinin “Bu ürünün içinde ne var?” diye sorması bir suç değil, en temel haktır.
Asıl tehlikeli olan; bu haklı sorudan rahatsız olan ve onu susturmaya çalışan düzendir.
Yapay zekâ destekli ve birçok yabancı dilde.

Комментарии
12 комментариев- Ayşenur
Kalemine, yüreğine sağlık Hatice hanım.
- Zeynep birlik
Gerçekten kirli paralarını nasıl kazandıkları belli sorgulayan insanları susturarak!
- Bir peçeli
👏🏻👏🏻👏🏻
- Beril
Bunların sonunu sizin gibi gerçek insnaseverler getirecek yalnız değilsiniz ablacım
- Dilek
Helal olsun hemşehrim
- Dilan
Yolunuz açık olsun rabbim yardımcınz olsun inşallah 🤲🏻
- Büşra
Yolunuz hep açık olsunn
- Ezgi
Size saygımız ve güvenimiz sonsuz.
- Ayşe
Bu dolandırıcıların ipliğinıi pazara çıkartıyorsunuz. Allah kolaylaştırsın, yaptığınız halka hizmettir. Destekçiniziz
- Yasemin soylu
👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻
- Halime celikci
Maşallah sana yola devam
- Isimsiz destekleyici
Hemen eğitimle desteklenmesi ve bu kadının yükseltilmesi lazım















