Türkiye Almanya İşgücü anlaşmasının 65. yılında Türkiye’den Almanya’ya uzanan göç hikayeleri
The English translation is not ready yet; showing the original.
İkinci Dünya savaşının ardından ekonomik açıdan yeniden kalkınma sürecine giren Almanya’da ortaya çıkan işgücü ihtiyacının karşılanması amacıyla Türkiye -Almanya arasında 30 Ekim 1961 tarihinde İşgücü Anlaşması imzalandı. Anlaşmanın ardından ilk işçi kafilesini taşıyan tren, 3 Eylül 1961 tarihinde Sirkeci Garı’ndan Almanya Münih’e hareket etti. İlk göçün ardından Türkiye’den Almanya’ya yoğun bir işçi göçü yaşandı. İlk yıllarda, inşaat ve sanayi sektöründe çalışan Türk işçiler zaman içerisinde kendi işletmelerinin sahibi oldu. Türk işçilerin, ilerleyen yıllarda ailelerini de Almanya’ya getirmesi, ülkede kalıcı bir Türk topluluğunun oluşmasına katkı sağladı. Akrabalarının İşgücü anlaşması ile Almanya’ya göç etmesinin ardından 1992 yılında Almanya’ya gelerek yaptığı birikimin ardından Berlin’de börekçilik işine giren Naci Akpınar ve Berlin Kreuzberg’de berber dükkanı açan Selim Adanur, "30 yıl önce net bir karar verip gelmezdim" diyerek yaşadıkları süreçleri anlattı.
Ben Mark zamanı geldim. Ekonomi çok güzeldi. 100 lirayla bir hafta geçinebiliyorduk. Şimdi bir gün geçinemiyoruz
Türkiye’den Almanya’ya iş göçü yapan akrabalarının ardından 1992 yılında Almanya’ya göç eden ve 31 yıldır Berlin’de yaşayan Naci Koçpınar, "1992 yılının 9’uncu ayının 5’inde Hamburg limanında ayrıldım gemiden. Burada Rostock diye bir kasaba var. Orada çok değerli iki tane abimle tanıştık. Onlarla çalıştık. Ondan sonra Berlin’e geldim. Berlin’de benim babamın yeğeni var. Ama ben ona dayı derim. Onlar vesile oldular. Burada gerçek bir evlilik oldu. 1995’te de Berlin’e yerleştim. Mark zamanıydı o zaman. Almanların sağlık durumu güzeldi. Sağlığa çok değer veriyorlardı. Ekonomi çok güzeldi. Ben, Mark zamanında da küçük esnaflık yaptım. Bereketliydi. Yani 100 lirayla bir hafta geçinebiliyorduk. Ama şu an 100 lirayla bir gün geçinemiyoruz. Şu an Almanya’nın sadece ismi var. Almanya benim için hiç mana taşımıyor" dedi.
Buradaki Türk camileri bütün yabancı kesime örnek oldu
Almanya’ya akrabalarının yanına geldiğini ifade eden Koçpınar, "Onların içerisinde benim kayınbabam var. Bunlar ilk gelen nesil. O insanlar bizim için çok önemli şeyler bıraktılar. Örnek olarak, şu an ki yapılan dernekler, camiler, Kur-an kursları, hayır ve hasenat işleri bütün onların emekleri. Onların çabasıyla. Bizler hazıra koyduk. Biz de çalışıyoruz. Müslümanım diyen kesim her camide görev alıyor. Buradaki Türk camileri bütün yabancı kesime örnek oldu. Bizden önce örneğin bir Arap burada cami açmamış. Ya da bir Bosnalı açmamış. Mesela Mevlana Camisi, buranın ilk camilerinden biri. Ben de 1995 yılında Berlin’e geldiğimde benim ilk göz ağrım Ayasofya camisidir. Ayasofya’da 56 yıl görev yaptık. Şu an başka arkadaşlar görev yapıyor. Ama orası benim için çok başka. Ayasofya’nın bir ismi vardır. Memleketimize gidip geliyoruz. İstanbul benim ilk göz ağrım" diye konuştu.
İki dükkan sattım bu böreği yapacağım diye. Kol Böreği ve Kürt Böreği’nin çok seveni var
İstanbul’da yaşadığı dönemde börekçilik yaptığını ifade eden Koçpınar, "Ben memleketimden ilk ayrıldığımda, Üsküdar’da börekçilik yaptım. Şu an ki böreği de 30 yıl önce hayal ettim. Çok mücadele verdik. Maddi durumumuzun çok iyi olduğu dönemler Rabbim nasip etmedi. Sonra bir Kurban Bayramı’nda dedim ki burası boş arkadaşlarıma beraber yapalım dedim. Bana kendin yapacaksan anahtar burada dediler. Bizim de ağzımızdan bir söz çıktı o sözü yerine getirelim dedik. Şu kadarını söyleyeyim, 90’larda biz İstanbul’da börekçilik yaptığımız zamanlarda da iddialıydım. Seyyar arabalarda Ümraniye durağında malını bitiren biriydim. Elimizin lezzetine güveniyorduk. 30 yıl önce hayalimdi. 2 tane dükkan sattım bu böreği yapacağım diye. Ben burada gerçekten kendi halkıma, insanıma minnet borçluyum. Kürt böreğinin, kol böreğinin çok seveni var. Kürt böreği de İstanbul tarihine karışmış bir şey. 120 yıldır İstanbul’da bizim insanımız yiyor. Asırlık bir hizmeti var Türk mutfağında. Bunu yapan da benim hakiki hemşerim. Kiğı’lı bir amca. İstanbul’a gelmiş. Kürt böreği, ‘Hamal Böreği’ olarak geçiyor. İkinci ismi, ‘Amele Böreği’, Üçüncü ismi, ‘Gariban Böreği’, Dördüncü ismi ise, ‘Sade Börek’ olarak geçiyor. En son demiş ki, ‘Bunun ismi ‘Kürt Böreği’ olarak kalsın ve 120 yıldır da İstanbul’da mutfağımızın içerisinde yer almış" şeklinde konuştu.
Buranın durumunun böyle olduğunu bilseydim kesinlikle gelmezdim
Bugünkü bakış açısıyla Almanya’ya kesinlikle gelmeyeceğini ifade eden Koçpınar, "Şu an ki buranın durumunu gerçekten böyle olduğunu bilsem, kesinlikle Almanya’ya gelmem. Üzülerek bir şey söylemek istiyorum, bizim insanımız hep Avrupa diyor. Ben denizci olarak hiç gezmesem 15-20 ülke gezdim. Gittiğim yerde de en az 10’ar gün kalmışımdır. Arap ülkeleri olsun diğer ülkeler olsun. Almanya’nın bütün çevresini de gezdim. Ama şu kadarını söyleyeyim, Avrupa’da medeniyet diye bir şey yok. Kültür diye bir şey yok. Ben bunu üzülerek söylüyorum. Avrupa’da ahlaksızlığın adına edepsizliğin adına medeniyet diyorlar. Çünkü Avrupa’da, Almanya’da insan yetişmez. Bir Türk ailesi burada ben çocuğumu yetiştiriyorum derse, ben onu diyenin elinden öperim. Saygım var. Yok mu var tabi ki ama sayabileceğimiz kadar. Bizim toprağımız bizim ne kadar da kendi ülkemizde kaygımız olsa o ezan sesi bize bence yeterli bile. Burada şu an cami çok. 100’ün üzerinde Berlin’de cami var ama ezan sesi yok. Avrupa medeniyeti yok yani. Bizim insanımızı, bizim coğrafyamızı, bizim toprağımızın yerine hiçbir ülke yok. Bunun da altını çizerek söylüyorum, arkaya baktığımız zaman kendi ecdadımızla gurur duymamız lazım" dedi.
Ülkemiz o kadar güzel ki biz o güzel toprakları hayat şartları için bırakıp geldik
Selim Adanur ise 31 yıl önce Almanya’ya geldiğini ifade ederek "İlk geldiğim zaman, Almanya daha iyi bir yerdi Mark dönemiydi. Mark döneminde her şey iyiydi bizim için. Daha farklıydı. Hayat bu kadar pahalı değildi. Kiralar ucuzdu. Her şey çok ucuzdu. Daha refah bir seviye vardı. Buraya birikim yapma niyetiyle gelmiştik. İnsanlar buraya çalışmak, bir şeyler kazanmak için geliyor. Yoksa ülkemiz dünyada nadir görülen bir ülke. Dört mevsimi bir anda yaşayabileceğin bir yer. Ülkemiz o kadar güzel ki biz o güzel toprakları tabi ki hayat şartları için bırakıp geldik" diye konuştu.
Kendinizi ifade edemiyorsunuz
Almanya’daki ilk yıllarında dil konusunda zorluklar çekildiğini ifade eden Adanur, "Başka bir şehre de gitseniz sizi bekleyen değişik şeyler olabilir. Burada mesela dil konusunda adaptasyonu vardı. Gittiğiniz ülkenin dilini bilmiyorsunuz. Kendinizi ifade edemiyorsunuz. Bu da bir sorun. Bunları aşmak 4-5 yıl sürdü. Zorluklar oldu tabi ki. Buranın hayat şartları, buradaki katı kurallar ve insanlar. Ben nadiren yaşadım ırkçılık ama gördüm. Ben az rastladım. Onun dışında Almanlar demokrat iyi insanlar. İlk geldiğim zaman kısa bir süre inşaatta çalıştım. Uzun süreden beri kendi mesleğimi yapıyorum" şeklinde konuştu.
30 yıl önce verdiğim kararı net vermezdim. Hasret içimizde. İnsan o hasreti yaşamadığı sürece anlayamaz
Kreuzberg bölgesinde Türk vatandaşlarının yoğun olması nedeniyle ‘Küçük İstanbul’ benzetmesi yapıldığını aktaran Adanur, "Türklerin yoğun yaşadığı bir bölge olduğu için bir İstanbul benzetmesi var ama tabi ki İstanbul’a benzemiyor burası. Bugünkü dünya şartlarında global bir kriz var. Böyle bir karar verir miydim, yorum yapamıyorum. Büyük bir ihtimalle gelmeyebilirim. 30 yıl önce verdiğim net kararı vermezdim. Hasret içimizde. Anlatılır bir durum değil. İnsan o hasreti yaşamadığı sürece anlayamaz da anlatamaz da. Bunu ne şiirlere ne şarkılara hiçbir şeye sığdıramayız. Bu gönlümüzde ayrı bir hasret. Her zaman gönlümüz, kalbimiz vatanımızdadır" dedi.
Yapay zekâ destekli ve birçok yabancı dilde.

Comments
0 commentsNo comments yet. Be the first.
















