İletişim Başkanı Duran: "İklim konusu çocuklarımızı, torunlarımızı ve gelecek nesilleri bizden daha çok ilgilendiren uzun soluklu bir meseledir"
ترجمة العربية غير جاهزة بعد؛ يُعرض النص الأصلي.
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen "Sıfır Atık’tan COP31’e: Türkiye’nin İklim Diplomasisi" panel programına katıldı. İletişim Başkanlığında gerçekleştirilen panelde konuşan Duran, iklim değişikliği konusunda gerçekleştirdikleri çalışmaları ve bu konuda dezenformasyonla mücadelenin önemini anlattı.
İklim sorunlarının sınır tanımayan bir doğası olduğunu söyleyen ve İklim Diplomasisi kitabından da bahseden Duran, "Biyoçeşitlilik kaybı, okyanus kirliliği, çölleşme, su kaynakları ile ilgili meseleler, küresel ısınma, atık yönetimi, çevre sorunları gibi birçok devasa bir alandan bahsediyoruz. Bütün bu meseleler devletlerin kendi ulusal kaynakları ile çözülebilecek bir ölçeğin çoktan ötesine geçti. ‘İklim diplomasisi’ kavramını da işte tamda bu sebeple kullanmaktayız. Hükümetlerin politikaları ancak uluslararası müzakere, iş birliği ve ortak taahhüt mekanizmaları ile anlamlı hale gelecektir. Dolayısıyla bugün burada, aynı zamanda dış politikamızın ve ulusal güvenliğimizin önemli meselelerinden birisini ele alıyoruz. Hazırladığımız İklim Diplomasisi kitabı da bu alandaki ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu eserimizin, ülkemizin iklim alanındaki birikimini, mücadelesini ve vizyonunu bir araya getirerek bu alandaki çalışmalara ve politika geliştirme süreçlerine katkı sağlamasını temenni ediyorum" diye konuştu.
"Nitekim küresel iklim yönetimi, ulus devletleri aşan, STK’ların, çok uluslu şirketlerin de dahil olduğu çok düzeyli bir ‘yönetişime’ şimdiden dönüşmüştür"
İklim krizinin sonuçlarının halihazırda yaşandığının altını çizen Duran, "Çözümünde ise ülkelerin egemenlik hakları ve küresel sorumlulukları arasında bir denge gözeten uluslararası politikalara ihtiyacımız var. Ülkeler arasındaki sosyal adalet ihtiyacını göz ardı etmemek gerekiyor. Bilimsel bilgi yeterli değil. Siyasal karar alma süreçleriyle de bu olumlu anlamda yürümeli. Bu noktada daha fazla sorumluluğu bulunan ülkelerin, teknoloji transferi ve iklim finansmanı konusunda daha büyük bir kapasite inşa etmeleri beklenmektedir. Ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda ise adil bir müzakere rejimine ihtiyacımız var. COP31 öncesi belki de küresel meselelerin en önemlisi budur. Bu adalet çağrısı, aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın küresel adalet çağrısı ile de doğrudan ilişkilidir. Nitekim küresel iklim yönetimi, ulus devletleri aşan, STK’ların, çok uluslu şirketlerin de dahil olduğu çok düzeyli bir ‘yönetişime’ şimdiden dönüşmüştür. Ünlü Siyaset Bilimci Joseph Nye, iklim değişikliğini bir ekolojik krizden ziyade ‘bir güvenlik tehdidi çarpanı’ olarak tanımlıyor. Dolayısıyla biz burada uzmanlığa konu olan teknik meseleler üzerinde konuşmuyoruz. Küresel adalet ve hakkaniyetle doğrudan ilişkili ‘bir yönetişim sürecinden’ bahsediyoruz" ifadelerini kullandı.
"7 Ekim’den bu yana İsrail’in saldırılarının yol açtığı karbon emisyonunun, yüzlerce ülkenin yıllık karbon salınımını aştığı belirtilmektedir"
Farklı coğrafyalarda meydana gelen çatışmaların çevre ve iklim koşulları üzerinde de son derece olumsuz etkiler oluşturduğunu hatırlatan Duran, "İsrail’in Gazze’ye yönelik hukuksuz saldırıları, insan hayatını tehdit etmenin yanı sıra atmosfere salınan yoğun sera gazlarıyla iklim krizini de derinleştirmektedir. 7 Ekim’den bu yana İsrail’in saldırılarının yol açtığı karbon emisyonunun, yüzlerce ülkenin yıllık karbon salınımını aştığı belirtilmektedir. Bu durum, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının yalnızca bölgesel barış ve güvenlik için değil, küresel iklim ve geleceğimiz için de ciddi bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir" dedi.
Recep Tayyip Erdoğan’ın 2053 net sıfır emisyon hedefi ise iklim kriziyle mücadeledeki kararlığımızı göstermektedir
Türkiye olarak, iklim değişikliğiyle mücadelede bütüncül bir yaklaşım benimsediklerini söyleyen Duran, "2021 yılında Paris Anlaşması’nı onayladık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2053 net sıfır emisyon hedefi ise iklim kriziyle mücadeledeki kararlığımızı göstermektedir. Bu hedefler doğrultusunda: enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, sanayide karbon ayak izinin azaltılması, sürdürülebilir tarım uygulamalarının geliştirilmesi ve doğal alanların korunması öncelikli politika alanlarımız arasında yer almaktadır. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde ve öncülüğünde yürütülen Sıfır Atık hareketi iklim mücadelesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Türkiye’nin öncülüğünde 105 ülkenin desteğiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 30 Mart’ta Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan edilmesi, ülkemizin bu alandaki başarısını yansıtmaktadır. Emine Erdoğan Hanımefendi’nin Sıfır Atık yaklaşımının küresel bir norma dönüşmesi, Türkiye’ye iklim diplomasisinde özgün bir yumuşak güç kazandırmaktadır" ifadelerine yer verdi.
İklim konusu çocuklarımızı, torunlarımızı ve gelecek nesilleri bizden daha çok ilgilendiren uzun soluklu bir meseledir
İklim konusundaki gayretlerin ve bu alandaki politikaların başarısının yasal metinlerle güvence altına alınmasına bağlı olduğunu söyleyen Duran şöyle devam etti:
"Bu alanda yapılanlar topluma iyi anlatılmazsa, dezenformasyon ve toplumsal dirence açık hale gelmektedir. Bu sebeple ‘iklim iletişiminden’ bahsetmek zorunlu hale gelmiştir. Bazı çevrelerin yaptığı dezenformasyonlara karşı başta sayın bakanımız olmak üzere bakanlığımıza bağlı kurumlar gereken cevabı titizlikle veriyorlar. Şahsi kanaatim, toplumsal kırılganlıklar üzerinden siyaset yapmanın bizi geleceğe taşımayacağı yönündedir. Bizler İletişim Başkanlığı olarak dezenformasyonla uzun zamandır uğraşıyoruz, bu tabloya hiç yabancı değiliz. Başkanlığımız bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz bir tek iklim meselesinde değil, birçok konuda bu fikr-i takibi yapmaktadır. Neredeyse her meselede konunun özünden bağımsız ‘mitler oluşturan’ ve bu mitler üzerinden toplumun temel kaygılarını kaşıyan kampanyalarla karşı karşıyayız. Bu kampanyalarının bir ucunun da dışarıda olduğunu her meselede gözlemliyoruz. Hal böyle iken, yasalar ve toplum arasında bir anlatı köprüsü kurmak zorundayız. ‘İklim iletişimi’ uzun yıllar bilim insanları ve çevre örgütleri tarafından bir anlamda uzmanlaşmış birimler tarafından tek yönlü yürütüldü. Halbuki iklim değişikliklerinden kaynaklı afetlere, dünyamızı bekleyen tehditlere odaklanan bir söylem, toplumların kaygı seviyesini yükseltmektedir. Felaket senaryoları karamsarlığı körüklemektedir. Anlatılan bilimsel bilgiler 50 saniyelik ‘reelslerin’ manipülasyonuna kurban gidebilmektedir. Tabii burada medyamıza çok iş düşüyor. Benzer konuların sürekli benzer bir jargonla tekrar etmesi, olumsuzlukların çözümlerden çok konuşulması bizler için yeşil yorgunluk oluşturabiliyor. İklim konusu çocuklarımızı, torunlarımızı ve gelecek nesilleri bizden daha çok ilgilendiren uzun soluklu bir meseledir. Bu sebeple, bütün mecralarda geleceğimizi umutla inşa eden bir dil kullanmamız gerektiğine, İletişim Başkanı olarak buradan işaret etmek isterim. Bizler, ‘iklim iletişiminde’ çok yönlü ve zamana yayılmış bir iletişim stratejisini öngörüyoruz. Çocuklarımız daha anaokulunda ‘çöp atmamaktan, doğayı korumaktan’ başlayan bilgilerle her sınıfta yaşına uygun bir eğitim almaktadır. İklim bilinci, deneylerle, gezilerle, çocuk kitapları ve hikayelerle desteklenen bir eğitim sürecine yayılmaktadır."
"İletişim Başkanlığı olarak Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarını uluslararası kamuoyuna aktarmak açısından önemli bir rol üstleniyoruz"
Antalya’da düzenlenecek olan COP31’in, Türkiye’nin iklim diplomasisi alanındaki vizyonunu uluslararası toplumla paylaşması açısından önemli bir imkan olduğunu belirten Burhanettin Duran, "Türkiye’nin COP31 vizyonu, diyalogla güvenli yeniden tesis edilmesi ve taahhütlerin sahada somut sonuçlara dönüştürülmesi üzerine kuruludur. ‘Geleceğin COP’u’ anlayışıyla hedefimiz, iklim konusundaki sözlerin ölçülebilir ve kalıcı uygulamalara dönüşmesine katkı sağlamaktır. Hedefimiz ise uluslararası taahhütlerin uygulanmasını hızlandırmak, ülkeler arasındaki iş birliğini geliştirmek ve iklim eyleminin somut sonuçlar üretebilmesini desteklemektir. İletişim Başkanlığı olarak Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarını uluslararası kamuoyuna aktarmak açısından önemli bir rol üstleniyoruz. Çevre ve İklim Medya Turları düzenliyoruz, COP31’e katılacak ulusal ve uluslararası medya mensuplarının akreditasyonlarını yapıyoruz. Yaklaşık 3 bin basın mensubunun bin 400’ünün işlemleri tamamlandı. Konferans alanında gazetecilerin görev yapacağı medya merkezinin planlanması ve teşkiline yönelik çalışmalara da katkı sağlıyoruz. Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan bu zirvenin, farklı koşullara ve önceliklere sahip ülkeleri ortak çözümler etrafında bir araya getireceğine inanıyorum. Bizzat yakından şahit olduğum, Sayın Bakanımız Murat Kurum’un uzun zamandır bütün ekipleri ile özverili bir çalışma ile hazırlandığı COP31 toplantılarının verimli geçmesini temenni ediyorum" dedi.
Yapay zekâ destekli ve birçok yabancı dilde.

التعليقات
0 تعليقًالا تعليقات بعد. كن أول المعلّقين.
















